Kılıçdaroğlu’nun sürprizlerle dolu Berlin gezisi

SPD Genel Başkanı Andrea Nahles ile görüşmek üzere Berlin’e gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun programında pek çok sürpriz yaşandı.

Ali YILDIRIM / Berlin

Berlin’e Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Genel Başkanı Andrea Nahles ile görüşmek üzere gelen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çeşitli sürprizler ile karşılaştı. SPD Başkanı Nahles’e uyan tek gün olarak 29 Kasım 2018 Perşembe günü bildirilince, Kılıçdaroğlu’nun Almanya ve Avusturya’yı kapsayan kısa yurt dışı çalışma programı ona göre hazırlandı. Vakit darlığından Kılıçdaroğlu’nu geniş halk kitleleiyle biraraya getirebilecek bir toplantı organize edilemedi.

İLK SÜRPRİZ: BASINA KAPALI STK TOPLANTISI

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Berlinlileri bir araya getirme çabası gayretleri sonunda bir otelin küçük bir toplantı salonunda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri olarak adlandırılan, çoğu CHP Berlin Birliği Derneği üyesi olan bazı kişilerin yer aldığı fotoğraflar sosyal medyaya yansıdı.

Foto: Facebook/CHP
Foto: Facebook/CHP

İKİNCİ SÜRPRİZ: NAHLES HASTA

Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Genel Başkanı Andrea Nahles ile planlanmış olan, iki parti arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin ileriye dönük olarak daha da geliştirilmesi üzerine görüş alış-verişi konulu görüşme Nahles’in rahatsızlığı nedeniyle iptal edildi ve Kılıçdaroğlu Nahles ile görüşemedi. Alman Federal Meclisi’nde temaslarına devam eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcıları Ünal Çeviköz ve Faik Öztrak ile birlikte Alman Sosyal Demokrat Parti kurmaylarıyla bir araya geldi. Basına kapalı olarak gerçekleşen bu toplantıdan sonra toplantı içeriği ile ilgili olarak, “‘Ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzen’ tüm dünyaya hakim olana dek ortak mücadele kararlılığı bir kez daha paylaşıldı“ şeklinde bir ifade CHP’yi destekleyen sosyal medya hesaplarında yer aldı.

SPD Genel Başkanı Andrea Nahles - FOTO: Susie Knoll
SPD Genel Başkanı Andrea Nahles – FOTO: Susie Knoll

ÜÇÜNCÜ SÜRPRİZ: 100 KİŞİLİK TOPLANTI SALONU

29 Kasım 2018 Perşembe akşamı Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ile yakın ilişkiler içinde olan Friedrich Ebert Vakfı Batı Avrupa / Kuzey Amerika Bölümü Uluslararası İlişkiler Dairesi tarafından “Normal Durum Olarak OHAL“ başlıklı Almanca ve Türkçe simultane tercümeli bir panel düzenledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun baş konuk olarak izleyiciler ile de tartışacağı panelden Berlin‘deki bir çok CHP üye ve sempatizanının dört gün önce tesadüfen haberi oldu. Yoğun güvenlik önlemlerini aşarak altıncı kattaki panel salonuna ulaşan davetliler şaşkınlıklarını gizleyemediler. Friedrich Ebert Vakfı’nin binlerce kişiyi alan toplantı salonlarına alışık olan vakıf müdaimleri, “Kılıçdaroğlu’na bu yapılır mı?” demekten kendilerini alamadılar.

Kılıçdaroğlu Friedrich Ebert Vakfı'nda - FOTO: AYPA
Kılıçdaroğlu Friedrich Ebert Vakfı’nda – FOTO: AYPA

DÖRDÜNCÜ SÜRPRİZ: “OFF THE RECORD” PANEL

Konuklar ve basın mensupları yerlerini almış panelin başlamasını beklerken dördüncü ve gecenin en büyük sürprizi ile karşılaşıldı. Friedrich Ebert Vakfı’nın bir yetkilisi Alman Yurt Dışı Kanalı Deutsche Welle kameramanına yaklaşarak, “Görüntü almanızı istemiyoruz, kameraları indiriniz“ dedikten sonra TRT kameramanına ilave olarak “Kılıçdaroğlu böyle istiyor“ dedi. AYPA.TV ve HAFTA.eu olarak itirazımızı bildirdiğimiz Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Biz misafiriz, vakfın kararı böyle“ demekle yetindi. Biz de bunun üzerine kameralarımızı kapattık.

Alman Birinci Devlet Televizyonu ARD’nin İstanbul muhabiri Oliver Mayer-Rüth’ün yönettiği panel, Friedrich Ebert Vakfı Başkanı eyalet eski başbakanlarından Kurt Beck’in açılış ve selamlama konuşmasından sonra Kemal Kılıçdaroğu’nun açıklamalarının akabinde başladı. Alman Birinci Devlet Televizyonu ARD’nin İstanbul muhabiri Oliver Mayer-Rüth ilk sorusunu sormadan önce sıkılarak yaptığı açıklamada panelin Alman gazetecilik jargonunda bilinen adıyla “unter drei“ kodlu olduğu belirtti, Almanca “unter drei“ Türkiye’de daha çok İngilizce “off the record“ olarak biliniyor, yani konuşulanlar gizlidir, yayımlamak için değildir…

Friedrich Ebert Vakfı Başkanı Kurt Beck ve Kılıçdaroğlu - FOTO: AYPA
Friedrich Ebert Vakfı Başkanı Kurt Beck ve Kılıçdaroğlu – FOTO: AYPA

Bu haber yazıldığı sırada Kılıçdaroğlu‘nun Berlin’den Viyana’ya geçmesi ve Viyana’da günü birlik yapılacak olan temaslarda Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) Genel Başkanı Pamela Rendi-Wagner ile buluşması planlanmıştı. Kılıçdaroğlu CHP Viyana Birliği tarafından düzenlenecek olan bir etkinlikte yurttaşlarla bir araya geldikten sonra Türkiye’ye dönecek.

29 Kasım 2018 tarihli Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) isimli ünlü Alman gazetesinde “Türkiye’nin Demokratları Yalnız Bırakılmamalıdır” başlıklı bir makalesi yayımlanan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun heyetinde Genel Başkan Yardımcıları Ünal Çeviköz ve Faik Öztrak ile Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç yer alıyor. Kılıçdaroğlu’nun FAZ gazetesinde yayımlanan makalesinin Türkçesi şöyle:

“Türkiye’nin Demokratları Yalnız Bırakılmamalıdır

Türkiye’nin Avrupa’lı müttefikleri ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinin son zamanlarda önemli bir dönemeçten geçtiği yadsınamayacak bir gerçek halini aldı. Son olarak Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Kati Piri’nin taslak raporunda Türkiye ile Avrupa Birliği arasında süren üyelik görüşmelerinin artık hiç bir anlam ifade etmediği belirtiliyor ve bu görüşmelerin durdurulması öneriliyor.

Bu önerinin Avrupa Parlamentosu tarafından desteklenmesi ve bu desteğin Avrupa Birliği Konseyi tarafından da benimsenmesi elbette Türkiye’yi Avrupa’dan tamamen koparacak bir gelişme olur. Hepimizin görevi, Avrupa ile Türkiye arasında yıllardan beri uzun çabalar sonucunda geliştirilmiş olan ilişkileri koparmamak, aksine Türkiye’nin Avrupa ile olan bağlarının daha da güçlendirilmesine katkı sağlamak olmalıdır.

Türkiye önemli dönüşümler geçirdi. Ancak, üzülerek belirtmeliyim ki, Türkiye’nin son onbeş yılda kaydettiği gelişmeler, Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün yurttaşlarımıza kazandırdığı temel değerlerden, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkelerinden, parlamenter demokrasiden uzaklaşan bir şekilde oldu.

Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda artan kısıtlamalar ve yasaklar, insan hakları savunucularının, gazetecilerin, parlamenterlerin haklarında herhangi bir iddianame bulunmadan ya da sun’i gerekçelerle hapse atılmaları bu uzaklaşmayı hızlandırdı. Bu gelişmelerden Almanya vatandaşları da nasibini aldı. Deniz Yücel örneği hala hafızalardadır. Deniz Yücel serbest kalmıştır ama hala Türkiye’de tutuklu bulunan Almanya kökenli insanlar mevcuttur.

15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmek istenen mel’un darbe girişimi Türkiye’nin tarihinde kara bir leke olarak yerini almıştır. Ancak halkın demokratik tepkisiyle önlenebilen bu girişim 20 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen sivil darbe ile Türkiye’yi karanlığa boğan sürecin de başlangıcı olmuştur. Olağanüstü Hal koşullarında yapılan referandum, Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri sonunda ülkede rejim değiştirilmiştir. Türkiye, yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığı alanında çağdaş demokrasinin gereği olan kuvvetler ayrımı prensibine uymayan, tek adam rejimi olarak adlandırılacak bir yönetim biçiminin istibdadı altındadır.

Şunu inanarak ve güvenerek vurgulamak isterim: Türkiye tek adamdan ibaret değildir! Türkiye’de bütün seçim sonuçları ülkede siyasetin ciddi şekilde kutuplaştığını ve bu kutuplaşmanın halkı tam ortadan ikiye böldüğünü göstermektedir. Demokratik olmayan uygulamaları, popülizmin göz boyayıcı oyunlarına kanarak destekler görünenler nasıl bir aldatmaca ile karşı karşıya bulunduklarını anlamadan bu oyunun aktörleri olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Ancak, demokrasi, adalet, insan hakları ve temel özgürlüklere inanan ilerici halk kitleleri Türkiye’yi yeniden aydınlığa çıkarmak için mücadeleden asla vazgeçmeyecekler.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gündem maddelerinden birini Suriye’li sığınmacıların durumu oluşturmaktadır. Bu konuda evrensel değerlere uygun bir göçmen politikası belirlenmesi için Türkiye ile birlikte çalışılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Suriye’yi sığınmacıların sorunu ile ilgili olarak gelişen işbirliği Türkiye ile Almanya’nın önümüzdeki dönemde başka konularda da birlikte çalışmalarına yardımcı olabilecektir.

Kısa vadede Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde önemli bir gelişme beklemek gerçekçi olmayacaktır. Türkiye’nin atması gereken adımlar olduğu, Kopenhag kriterlerine uyum, hukukun üstünlüğüne saygı ve temel hak ve özgürlüklerde önemli gelişmelerin sağlanması gibi alanlarda Türkiye’nin ev ödevini yapması gerektiği bellidir.

Bununla beraber, Türkiye’de bu adımları desteklemeye hazır halk kitlelerinin cesaretlendirilmesi için Almanya’nın Türkiye-AB ilişkilerinde de bazı hareketlenmelere yardımcı olması beklenir. Örneğin, Gümrük Birliği alanında köklü bir reforma ihtiyaç olduğu bilinmekle beraber, Almanya bu konuda kapsamlı bir çalışma başlatılmasını yine Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik olmayan koşullarla bağlantılandırmakta ve bu konuda da yeşil ışık yakmamaktadır. Oysa, kapsamlı olmasa da, Gümrük Birliği’nin işlemeyen unsurlarından başlamak suretiyle, küçük adımlarla Türkiye’nin önünü açmak, demokrasiye gönül veren kitleleri de ümitlendirecek ve Avrupa tarafından yalnız bırakılmadıklarını anlamalarına yardımcı olacaktır. Almanya’nın Türkiye’nin teröre karşı verdiği mücadeledeki duyarlılıklarını gözeten ve bu mücadelesini destekleyen bir tutum izlemesi ise bu ümidi daha da pekiştirecektir.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin Avrupa değerlerine olan taahhütlerini güçlü şekilde savunmaya devam edecektir. Gerek güvenlik ilişkileri bakımından NATO üyesi olarak Almanya ile sürdürdüğümüz müttefiklik ilişkilerini, gerek Avrupa Birliği ile ilişkilerin koparılmasını engelleyecek ve Türkiye’nin demokratikleşmesini güçlendirecek adımların atılmasını güvence altına almak bize Atatürk’ten kalan bir mirasın gereğidir. Bu mirası koruyacak ve çağdaşlaşma yolunda güçlü adımları atacak bir siyasi partinin başkanı olarak Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkileri önemsiyorum. İki ülke arasında karşılıklı olarak gelişen insani bağın da bu ilişkilerin en güçlü güvencesi olduğuna inanıyorum.”